Göteborg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Allwood: Yaşam tarzlarımız değişmeli

Göteborg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Allwood bir sonraki salgını durdurmak için yaşam tarzlarımızı değiştirmemiz gerektiğini söylüyor. Cambridge Üniversitesi’nden Dr. Güzel ise salgının getirdiği eşitsizliğe ve ırkçılığa dikkat çekiyor.

Göteborg Üniversitesi’nden Prof. Dr. Allwood: Yaşam tarzlarımız değişmeli

Didem MERCAN

Covid-19 salgının tüm dünyayı etkisi altına alması ile birlikte, çalışma hayatından alışveriş yapma yöntemlerine, iletişim kurma biçiminden günlük alışkanlıklara bir dizi değişim yaşandı. Dünya pandemi ile mücadele ederken artan stres, değişen şartlar ve belirsizlik ortamı insanların duygu durumları ile toplumların davranış biçimlerini etkiliyor. Salgının bireyler ile toplum davranışları üzerindeki etkisini Göteborg Üniversitesi’nden Psikoloji Profesörü Carl Martin Allwood ve Cambridge Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Hande Güzel ile masaya yatırdık.

Prof. Dr. Allwood, Covid-19’un insan psikolojisi üzerindeki etkilerinin oldukça fazla olduğu görüşünde: “Covid izolasyonu sırasında diğer insanlarla görüşmelerimizin kısıtlanması sebebiyle ile insanlar muhtemelen hayatın sosyal boyutu ve başkalarıyla iletişimin önemini daha çok kavrıyor. Dahası, insanlar çok kırılgan bir dünyada yaşadıklarının ve hasta bakımı söz konusu olduğunda güvenliklerini stabil tutmak için, aşı üretimi ve hasta bakım tesislerinin iyileştirilmesi de dahil olmak üzere daha fazla önlem almaları gerektiğinin daha çok farkına varabilir. Yani risk farkındalıkları artmış olabilir.”

İLİŞKİ KURMA ŞEKLİMİZ DEĞİŞMELİ

Prof. Dr. Allwood’a göre, koronavirüsün ortaya çıkmasında doğa sömürüsü büyük etken. Allwood, “Uzmanların belirttiği gibi çokta uzak olmayan bir zamanda gelecek olan bir sonraki salgını durdurmak için yaşam tarzımızı ve doğayla ilişki kurma şeklimizi değiştirmemiz gerekiyor” diyor ve ekliyor:

“Görünüşe göre modern yaşam ve doğaya karşı pervasızca sömürücü tavır, Covid-19 salgınına katkıda bulundu. Hayvanların ve insanların bu derece yakınlaşması, büyük olasılıkla Covid-19’da olduğu gibi hastalıkların hayvanlardan insanlara yayılmasını kolaylaştırıyor. Risk, insan hafızasının kısa ömürlü olmasıdır. İnsanlar aşılandıklarında, salgından öncesine kıyasla, yaptıkları seviyede veya daha yüksek seviyede kıyafet, seyahat, eğlence, vb. gibi tekrar tüketmeye başlamak isteyeceklerdir.”

Prof. Dr. Carl Martin Allwood, göçmenlerin koronavirüsten daha fazla etkilendiğine dikkat çekiyor:

“Covid-19, hastalık riski nedeniyle insanların yabancılardan daha fazla korkmasına neden olabilir. En azından batı ülkelerinde göçmenler, daha kötü yaşam koşulları ve çalışma hayatlarında başkalarına daha fazla maruz kalmaları nedeniyle Covid-19’dan daha fazla etkilendi. Dolayısıyla, bu toplumlardaki diğer insanlar, daha kötü koşullardan gelmiş gibi görünen göçmenlere çok yaklaşmaktan korkabilirler ve bu insanların göçmenleri tehlikeli olarak algılamasına ve dolayısıyla ırkçılığı artırmasına neden olabilir.”

Cambridge Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Görevlisi Dr. Hande Güzel de koronavirüs salgının ırkçılığı tetiklediğine vurgu yapıyor: “Salgın hastalığının ırkçılığı tetiklemeye devam etmesi maalesef kaçınılmaz. Bunun örneklerini hem medyada Asya kökenli kişilerin tasvirinde hem de şiddet eylemlerinde görüyoruz. Bunun dışında özellikle sınır politikaları ve aşı dağıtımına dair politikalar üzerinden milliyetçiliğin de evrilmekte olduğunu söyleyebiliriz. Burada hükûmetlerin bu politikaları önümüzdeki birkaç sene içerisinde nasıl yöneteceği belirleyici olacak.”

Dr. Güzel şöyle devam etti: “Önceleri salgın hastalığın herkesi eşit etkilediği varsayımı yapılmış olsa da geldiğimiz noktada durumun eşitsizliği ve toplumu daha da eşitsizleştirdiği tartışma götürmez. Burada önemli noktalardan biri toplumsal cinsiyete dair eşitsizliklerin derinleşmesi. Salgın hastalık döneminde çoğunlukla kadınların çocuklarına bakmak için işgücünden çekilmesi, 10 yaş altında çocuğu olan kamu personeli kadınların izinli sayılması gibi gelişmeler uzun zamandır yıkmaya çalıştığımız kadın kimliğinin ev ve aile sorumluluklarıyla eş tutulması sorununu yeniden ve daha güçlü üretiyor.

Neden BirGün?

Bağımsız bir gazete olarak amacımız, insanlara hakikati ulaştırarak ülkede gerçek bir demokrasi ve özgürlük ortamının yeşermesine katkı sunmak. Bu nedenle abonelikten elde ettiğimiz geliri, daha iyi bir gazeteciliği hayata geçirmek, okurlarımızın daha nitelikli ve güvenilir bir zemin üzerinden bilgiyle buluşmasını sağlamak için kullanıyoruz. Çünkü banka hesabını şişirmek zorunda olduğumuz bir patronumuz yok; iyi ki de yok.

Bundan sonra da yolumuza aynı sorumluluk bilinciyle devam edeceğiz.

Bu yolculukta bize katılmak ve bir gün habersiz kalmamak için
Bugün BirGün’e Abone Ol.

BirGün; seninle güçlü, seninle özgür!

BirGün’e Destek Ol

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir